steampunk heart

Önemli Kurumların Yayınları – 18 Mayıs 1990

Önemli Kurumların Yayınları
18 Mayıs 1990

Prof. Dr. VECİHE HATİBOĞLU

 

Herhangi bir konuda çalışan her kurum önemlidir. Ancak Atatürk’ün Türk varlığı bakımından kutsal saydığı Türk diline, Türk tarihine hizmet vermeleri için parasını bağışladığı Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, önemli kurumların başında gelir. Ölümsüz Atatürk uzağı gören tutumu ile Türk tarihi, Türk dili gibi Türk ulusuna can verici, varlığını sürdürücü bu iki konuya, kısacık ömründe, olanca işi arasında, her türlü önemin üstünde bir büyük değer vermiştir. 1932 yılından bu yana bu iki kardeş kurumun yayınları, her dönemde yararlı ve etkili olmuş, Türk kültür yaşamında, eğitimde yol gösterici bir görev üstlenmiştir.

 

Ne yazık ki kimi zaman, az da olsa, bu iki kurumun yayınları Türkçedeki genel tutuma ters düşer. Eskiden beri Türk Tarih Kurumu, Türk tarihi bakımından çok önemli bir özel ad olan “Sümer” sözcüğünü, Batı tutumuna uyarak “Sumer” biçiminde noktasız yazar. Şimdi de Türk Dil Kurumu, yürürlükte olan imla Kılavuzu’nda, Sümer (Sümerce) sözcüğünü, en az yüzyılımızın başından beri tutunmuş biçimini, bu biçimin Türkiye’deki yaygınlığını, bu yaygınlıktan doğan alışkanlığı dikkate almadan Sumer (Sumerce) biçiminde noktasız yazmaktadır. Sözcüğün yazımının değiştirilmesi, okunuşunu değiştirecek, bundan böyle “Sümer değil Sumer okunuşunu kullanacaksınız” gibi bir izlenim yaratılarak, hiç için, toplumu şaşırtarak, oldukça kararlı bir duruma gelmiş olan Türk yazımında gelişigüzel değişikliklerle öğretici ve öğrenciyi güç durumda bırakmak yetkisi kendiliğinden birilerinin eline geçmiş olacaktır. Böyle bir yetki ise kolay kolay kimselere verilemez. “Batı”da böyle yazılıyor savı da geçerli olamaz. Türkçeyi yetkililer Batıdan çok kendi toplumuna, Türklere doğru öğretmek zorundadır. Üstelik Sümer sözcüğü Atatürk’ün anıt gibi kurduğu Sümerbank ürünleriyle yurdun bütün kentlerine, köylerine yayıldığından yazımının değiştirilerek okunuşunun da değiştirilmesine yol açıp bundan sonra Sümer yerine Sumer diyeceksiniz gibi toplumun dilinde karışıklık, ikilik yaratmak Türkçeye ne sağlar? Bir de Sümer sözcüğü, az kullanılan, kenarda kalacak, unutulacak, önemsiz sözcük de değildir. Okul kitaplarına girmiştir. Milli Eğitim’de daha da önemle ele alınması gereken bir konunun adıdır. Bilimsel araştırmalar göstermiştir ki, Sümerler Türk asıllıdır. Sümerlerin yaşadığı Güney Mezopotamya’da Basra yörelerinde İsa’dan önce 3000 yıllarında Türklerin yaşamış oldukları daha önceleri kabul edilmiyordu. Ancak aynı zamana yakın çağlarda aynı yörenin kuzeyinde yaşamış olan ve kökenleri bilinmeyen Kasların Türk asıllı, olduklarının ispatlanmasıyla Türklerin o çağlarda o yörelerde yaşamış oldukları kesinlikle anlaşılmıştır. Bu bakımdan Batılı araştırmacıların kendi kökenleri için Sümer’de aradıkları izleri bulamamış olmaları önemle dikkate alınmalıdır. Böylece Sümerlerin kökeni sorunu çözülemeden açıkta bırakılmıştır. Oysa eski-yeni araştırmalar göstermiştir ki Sümerce bütün özellikleriyle her dilden çok Türkçeye benzemekte, yapısı, sözcükleri bugünkü Türkçe ile karşılaştırılınca şaşırtıcı benzerliklerle dolu sonuçlar elde edilmektedir. Öyle ki bugünkü Türk dilinin özelliklerini yitirmeden 3000 yılı aştığı görülür.

 

İlk kez yazıyı bularak üç bin yıl öncesinden, insanlığa armağan eden her bakımdan üstün Sümer uygarlığının Türk asıllı olduğunda ısrar eden Yüce Atatürk’ün ne kadar haklı olduğu bugünkü bilim verileriyle de kolayca ispatlanmaktadır.

 

Ölümsüz Atatürk’ün ilkelerine bağlı kalarak Sümerlerin, Etilerin Türk asıllı oldukları görüşüne katkıda bulunan bilimsel çalışmalarla birlikte “Sümer, Sümerce, Eti, Etice” gibi onun kullandığı sözcüklerin biçimini değiştirmeden korumak, değeri ölçülemez anılarını canlı tutmak, her Türkün ödenemez borcudur.